
Sosyal kaygınız varsa, kendinizi kırılgan veya risk altında hissettiren belli durum türleri vardır ve risk altında hissetmek kaygıyı kötüleştirir. Sosyal ortamları, bu kadar riskli gösteren ve kaygının oluşmasına neden olan nedir? Bu sorunun yanıtı genellikle durumları, olayları görüş biçiminizde ya da bu durumlarla ilgili olarak düşünüş biçimizde yatar.
Aptalın teki gibi davranacağınızı düşünüyorsanız ya da kimsenin düşüncelerinize ilgi duymayacağını düşünürseniz kaygılanabilirsiniz. Çok iyi bilmediğiniz biriyle konuştuğunuzu varsayın ve söyleyecek hiçbir şey bulamadığınızı düşünün. “Konuşacak hiçbir şey bulamam” diye düşünmek düşüncelerinizi bu kelimelerle ifade etmeseniz bile kendinizi huzursuz hissetmenize neden olur. Böylece düşünceler duygularınızı etkilerken duygularınız da düşüncelerinizi etkiler. Titrediğinizi hissederseniz başkalarının da buna dikkat edebileceğinizi düşünebilirsiniz. Sonra bir düşünce diğerine bağlanır daha sonra da titremenize (ya da huzursuzluğunuza) odaklandıkları için sizi zayıf, yetersiz, farklı ya da sıradan yargılayacakları sonucuna geçiverirsiniz. Böyle düşünmek size daha kötü hissettirecektir.
Düşünüşünüz ve hissedişiniz arasındaki döngüsel ilişki söz konusu durum size tehlikeli ya da ürkütücü göründüğü anda ortaya çıkacaktır. Zaman zaman bunun olmasının nedeni, durumun aklınıza daha önce utandığınız ya da aşağılandığınız zamanla ilgili bir anının, anıya ait görüntüye ya da etkiyi getirmesidir. Bu anılar, imajlar ve etkiler de düşünce biçimidirler. Kelimelerle ifade edilemeseler de aklınızda neler olup bittiğini yanıstırlar ve böylece hissediş biçiminizi de etkilerler.
Bu döngüsel ilişki bir durumun tehlikeli ve ürkütücü olduğunu düşündüğünüz anda ortaya çıkar. Durumun tehlikeli olarak yorumlanması ya da değerlendirilmesi onun hakkındaki düşünüş biçiminizi ortaya koyar. Hatta bu düşünceler kelimeler dökülmeseler de, ortaya çıkan düşünme biçimi tek başına kaygının ortaya çıkmasını da sağlamaktadır.